Dahi Eğitim Ve Danışmanlık Merkezi: FARK YARATMAZ, FARKI ORTAYA ÇIKARIR.

SORUNLU ÇOCUK MU SORUMLU AİLE Mİ ?

 

İşim gereği yüzlerce vaka ve binlerce akademik test çalışmalarını yönettim. Çeşitli vakalarla ilgilendim. Problemli bir çocuk için danışıldığında ilk adımım ne çocuğu görmek ne de çocuk hakkında bilgi toplamak olur. Öncelikle aile hakkında bilgi topluyorum.;çünkü ilgilendiğim vakaların %90’ında problemin yansıyan tarafı çocukken, problemin kaynağının temelinde aile; ailede de sevgi eksikliği gördüm.

Biyolojik olarak bireyler anne babaya benzemektedir. Bununla birlikte zihin ve düşünce sistemi de aileden gelen genlerle şekillenmektedir. Hasılı çocuk genetik olarak anne babadan; eğitim olarak da yine anne babadan beslenmektedir. Dolayısıyla sorunlu çocuk demek mi yoksa sorunlu aile demek mi uygun, düşünmeliyiz.

Buradan konuyu açarsak; sevgi, iletişim, ilgi, saygı diye uzayıp gider. Sözün özü ise sağlıklı çocuk için eşler arası uyumun, iletişimin, sevginin güçlü olduğu aileler gerekmektedir. Bazı ailelerde çocuk sevgisi eşlerin önüne geçmiştir. Eşlerin öncelikli olduğu ailelerde çocuklar daha sağlıklı yetişmektedir. Eşlerin üzerine ne çocuk ne de kendi ailelerinden birisi çıkmamalı; evli olan bireyin önceliği eşi olmalıdır. Eşler arası iletişimin sağlıklı olduğu ailelerde çocukların sıkıntıları olmuyor mu dersek cevabım kısa ve net olur: Evet oluyor; ama çocukta kalıcı hasar bırakmayan kurtulabilinen rutin sıkıntılar. Temelde çözümün adresi anne-baba iletişimidir. . .

Sadece sevmek yeterli değildir tabi ki. Anne baba olmanın getirdiği sorumlulukları da yerine getirmeli ve sevgimizi davranışa dökmeliyiz. Ailede anne baba sorumluluğu kayığa benzer. Anne kayığın bir küreği baba diğer küreğidir. Sadece bir kürek çekilirse kayık olduğu yerde dönecektir. Kürekler birbirinden bağımsız; ama birbirine uyumlu çalışmalıdır. Çocuğun babadan alacağı maddi ve manevi gıdaları vardır ki bunu hiçbir anne veremez. Yine çocuğun annesinden alması gereken maddi manevi gıdaları hiçbir baba veremez. Dolayısıyla evde anneliğin ve babalığın sorumlulukları belirlenip anneliğin sorumluluğunu anne; babalığın sorumluluğunu baba yerine getirmelidir ki gerçek bir aile olunabilsin.

 

“Peki nasıl olacak, biz uzun zamandır aileyiz? Hatalarımızı düzeltebilir miyiz ya da bunca zaman sonra biz de değişebilir miyiz?” diyen ailelere kısa bir formül:

Öncelikle eşler bir araya gelip sorunları iyisiyle kötüsüyle samimi bir şekilde irdelemeli. Ve birtakım fedakârlıklar, göstererek ön yargıdan sıyrılarak çözüm yolları aranmalı. Mutlaka eşler arasında bazı konular ve bazı durumlar tartışılır. Bu süreçte de saygıyı elden bırakmamalıdır. Bu süreçte de diyorum: çünkü günlük hayatta da eşler birbirlerine saygılı davranmalıdır. Bazı aileler saygıyı samimiyetsizlik olarak tanımlamaktadırlar ki; bu yanlıştır. Birey olarak mutlaka farklılıklarımız vardır. Bu farklılıklarımıza eşimizin saygı duyması bizim ruhsal ihtiyaçlarımızdan birisidir. Bunun yanın da ses tonumuz ve konuşma üslubumuz saygılı olmalıdır. Tartışmalar sırasında birbirimize hakaret etmemekle birlikte eşimizin değer verdiği durumlara da saygılı olmalıyız. Geçmişte yapılan hataları ise gündeme getirmemeli, yapıcı olmalıyız.

Bu bağlamda eşler:

1-Değişim için istekli olmalıdır.

2-Değişim için plan yapmalıdır. Değişimi nerede, ne zaman, nasıl yapacağını bilmelidir.

3- Bu değişimi istemek için mutlaka duygusal bir neden bulmalıdır.

4- Çabalamalı ve esnek olmalıdır.

Değişim sürecinde mutlaka aksamalar olacaktır. Bu gibi durumlarda moral bozmamalı, yılmadan devam etmelidir.

Zaman içerisinde mutlaka sorunlar olur. İlişki güç mücadelesine döndüğü zaman sıkıntılar başlar. Sorunlarla karşılaştığımızda yaptığımız hatalardan birisi de suçluyu bulmaya çalışmaktır. Oysa yapmamız gereken suçluyu bulmak yerine sorunu bulup değişebilir yanlarımızı görmemizdir. Önce kendimizi tanıyıp sonra eşimizin kendini tanımasıyla birlikte artık sen ben kavramını ailede kaldırıp “ Biz”i oluşturmalıyız.” Biz”i gerçekleştirdikten sonra ise hayat tecrübelerimizi yeniden yazmalıyız. Örneğin konuşmalarımızda bile bizi kullanmalıyız. Bu davranışımız sonucu biz yıprandık veya böyle yaptık biz mutlu olduk. Artık sen şöyle ben böyle, sen zaten ben aslında vs yok, sen ben yok, biz varız. Eşlerden biri mutluysa diğeri de mutlu biri üzgün ise diğeri de üzgün. Eş kelimesi işteştir yani biri diğerinden etkilenir. Bunun çözümü ise biz’i oluşturup “Biz”i kabullenmektir. Bizim için. . .

Kendimizi gerçekçi ve doğru bir biçimde tanımalı ve duygularımızın farkına varmalıyız. Bunu sağlamak için bilinç ve bilinçaltımızı iyi tanımalıyız. İnsan ailesine sadece fiziksel benzerlik almaz onlardan huylarını, anılarını da alır. Çocukluğumuzdan buyana tecrübelerimiz ve duygularımız tepkilerimize yön vermektedir. Çok sinirli bir baba otoritesi ile yetişen erkek bireyin kendi çocuğuna da ilk tepkileri sinirli ve otoriterdir. Her ne kadar geçmişte babasının tutumunu beğenmese de kendi çocuğuna ilk tepkisi ebeveyninin tepkisiyle paralel olmaktadır. Eğer biz kendimize tam hakim olamazsak bilinçaltımız ve dış uyaranlar bizi yönetecektir. Aynı şekilde kendimize şöyle baştan aşağı bakmalıyız. “ Kendimi tanıyor muyum? Gerçekten ben kimim? Davranışlarımın altında yatan sebep nedir? Gerçekten böyle mi davranmak istedim?” gibi sorularla davranışlarımızın kaynağının farkına varıp daha bilinçli tepkiler geliştirmeliyiz.

joomla wellnessLorem Ipsum has been the industry's standard dummy text ever since the 1500s...